Mercek Freudyen : Sineklerin Tanrısı Eleştirisi

 

‘’Kameramda başka bir lens daha buldum. Kodak değil, Zeiss değil ama Freud.’’ Bu sözler Last Tango In Paris gibi birçok ödüllü filme imza atmış olan ve Avrupa Psikanalitik Film Festivali’nin merhum onursal başkanı Bernardo Bertolucci’ye ait. 1895 yılında Lumiere Kardeşler Paris’te bir duvara filmlerini yansıtırken, Freud ve Breuer tarafından ‘’Histeri Üzerine Çalışmalar’’ yayınlanıyordu. O günden bugüne insanlığa bahşedilmiş iki büyük armağan olan sinema ve psikanalizin kendi aralarındaki ilişkiyi Bertolucci çok güzel özetlemiş aslında.

Bir filme birçok farklı perspektiften yaklaşabiliriz. Nobel ödüllü yazar William Golding’in 1954 yılında yazdığı ve Peter Brook’un 1963 yılında beyaz perdeye aktardığı ‘’Sineklerin Tanrısı’’ adlı film de bize üzerine düşebileceğimiz fikirler konusunda gayet cömert davranıyor. Ayrılıkçılık, insanın varoluşu, yaşama tutunma çabası ama tutunurken de çıkarlarının çatışması gibi pek çok dünyevi temayı bize sunsa da bu filmi biraz daha Freud ve metafizik üzerinden okumak da zihnimizde yeni pencereler açmamıza vesile olabilir.

Film, II.Dünya Savaşı esnasında savaştan kaçırılan İngiliz çocukların bir adaya düşmesiyle başlıyor. Medeni dünyanın yetişkinleri tarafından büyütülen bu 7-14 yaş aralığındaki çocukların kendi aralarında masumane başlayan iktidar çatışmasının, ahlaki ve hukuki kurallardan izole edilmiş, otorite ve iktidar namına herhangi bir şey barındırmayan bir adada nasıl vahşiliğe evrildiğini izliyoruz. Bu evrimi Hobbes’un doğa durumu teziyle açıklayabiliriz. Bu düşüncede Hobbes doğa durumunu umutsuz, süregelen bir korku şeklinde tasvir eder. Bu güvensiz ve korku dolu durum da tabii ki insanlar arasında bir çatışmaya sebep olur. Hobbes insan doğasında üç temel kavga nedeni olduğunu söylemektedir. Bunlar “rekabet, güvensizlik ve şan, şeref kazanma isteğidir.” Tekrar filme dönüp iki karakter Ralph ve Jack üzerinden bu durumu ele alabiliriz. Adada ‘’arzu nesnesi’’ olarak kabul edebileceğimiz şeytanminaresini kullanarak çocukları bir araya toplayan Ralph ile kadraja girdiği ilk andan itibaren her hareketiyle ‘’Hitler’’ suretindeki Jack’in çatışması da tam olarak Hobbes’u doğrular nitelikte bir çatışmadır. Bu ikilinin çatışmasındaki bir diğer alt metni de Freud’un benlik kavramı üzerinden okuyabiliriz.

Freud’un yapısal kişilik kuramına göre altbenlik ve üstbenlik sürekli çatışma halindedir. Altbenlik hazzın doyurulmasını hemen isterken üstbenlik ise doyumun olmayacağını, toplumun dayatmalarına göre hareket edileceğini söyler. Benlik bu ikisi arasında ilişki kuran bir yapıdır.

Seyircinin kendisini izlediği her dakika biraz daha tiranlaşan Jack’i altbenlik olarak ele alabiliriz. Film boyunca küçük bir Hitler edasında olan Jack, iktidar ve yönetim dürtüsünün ertelenmesi sebebiyle üstbenlik olarak düşünebileceğimiz Piggy ve benlik olarak düşünebileceğimiz Ralph’e karşı amansız bir çatışma içerisine girer. Jack’in bu dürtüsünün kaynağı Hobbes’a göre “rekabet, güvensizlik, şan ve şeref kazanma isteğidir.”

Ralph’i ise benlik olarak ele alıyoruz. Benlik işlevlerini düşündüğümüzde altbenlik ve üstbenlik arasındaki çatışmaları yönlendirmek, hazzı ertelemek ve hazzı uygun durumlarda doyurmak bulunur. Ralph filmde Jack ve Piggy arasındaki ilişkileri düzenleyen taraf olduğu gözümüze çarpar.

Üstbenlik kavramı, Freud’a göre toplumun normları, dinler, inanışlar ve hazzın doyurulmasını engelleyen ruhsal bir aygıt olarak ele alınır. Filmimizde ise Piggy bilgece sözleriyle, hazzın ertelenmesi, Ralph’e olan telkinleri ve benliğe yani Ralph’e olan baskısıyla bize üstbenliği temsil ettiğini düşündürebilir.

Freud’un 1905’te ortaya koyduğu birinci dürtü kuramında cinsel dürtüler ve kendini koruma dürtüleri tanımlanır. 1914’te ise bu kurama narsisizmi ekler. Dürtülerin yaşamı korumaya hizmet eden narsisistik bir yatırım şekli olduğunu ifade eder. Filmimizde ise Jack ‘in iktidarını korumak için çocukları öldürmesi bunun bir örneğidir. Grup üyelerine korku salar ve canavar olduğunu iddia ettiği çocuğu öldürür. Oldukça ilkel ve narsistik bir biçimde iktidarı elinde tutma dürtüsünün hazzı için çabalar.

Burada altbenlik, benlik ve üstbenlik olarak ele aldığımız karakterlerimizi tek bir ruhsal aygıt olarak düşünelim. En son adada yalnız kalan Ralph ve Piggy’e karşı Jack adadaki çoğunluğu elinde tutmaktadır. Burada altbenliğin, benliğe ve üstbenliğe karşı bir zaferi olarak düşünebiliriz. Freud’un psikanalitik terapötik yaklaşımına göre altbenliğin bu denli güçlü olması oldukça patolojik bir durumdur ve psikotik olarak değerlendirilebilir. Psikozlarda problematiğin gerçeklik kaybı olduğunu düşünürsek Jack’in patolojik durumunu anlayabiliriz. Aslında olmadığı halde iktidarı elinde tutmak için canavarın gerçekliğini kabul ettirmeye çalışması, çocukları öldürme nedeni ve adada kalmak istemesi de psikotik bir çatışmayı akıllara getirir. Buna karşılık Ralph ve Piggy adada olmanın yanlış olduğunu ve burdan gitmeleri gerektiğini söylerler. Gerçeklikle bağlarını kopartmamışlardır. Ancak adanın hâkimi değillerdir. Karakterler ve temsillerini tek bir ruhsal aygıt çerçevesinde ele aldığımızda oldukça psikotik, ilkel bir patolojinin varlığını düşünebiliriz.

 

‘’Bir adamın ölçütü, güçle ne yaptığıdır.’’ demiş Platon. Bu güzel söz üzerinden de biraz da filmdeki dünyevi kavramlara da temas etmekte fayda var. Tiranlaşan bir başrol olan Jack’i ilk gördüğümüz sahne de aslında demokratik bir seçime girdiğini biliyoruz. Bu seçimden sonra çok akıllı bir hareketle gücünü gösterebileceği ve Ralph’in kendisine rakip olamayacağı avcılık işini üstlenir kendi ekibi ile birlikte. Çalışkan tiranların asla cezalandırılmayacağını Voltaire’i haklı çıkarırcasına gittikçe güçlenen Jack bir süre sonra demokrasi kavramını hiçe sayıp güçlünün iktidara gelmesine sebep olmuştur.Ama bu tiranlaşmanın da hemen olmaması da  filmdeki insani referanslardan birisi. İlk karşılaşmasında domuzu daha zor öldüren Jack’in gittikçe daha kolay öldürmeye başlaması bu ilkelliğe dönüş yolunun en önemli kilometre taşı aslında. Tevrat’taki ‘’Öldürmeyeceksin’’ emrini medeni dünyanın başlangıcı ile ele alan Freud’a göre medeni toplum bu ve benzeri kanunların koyulması ile kurulup, düzene girmiştir. Lakin mevzubahis ada gibi kural koyucu büyüklerin, standartları bulunan okulların olmadığı bir ortamda içerideki insanların yaşları fark etmeksizin vahşileşmesi oldukça normal aslında. Çünkü insan özünde vahşileşebilen bir varlıktır. Yaşama tutunma çabası olsun yahut olmasın içinde bu dürtüyü bulundurur. Vahşi bir bağırma, kavga, seks gibi bilimum faaliyet insana derinlerde büyük haz verir. Fakat yaratılışından bugüne bu vahşiliğini görece törpüleyen insanoğluna baktığımızda ‘’duyarlı düşünen’’ Piggy gibi, Simon gibi insanların bu yolu açtığını da görürüz aslında.  Filmdeki bu ikiliye baktığımızda gördüğümüz şeyler Jack ve taifesinde gördüklerimizin tam tersi. Piggy bilimsel düşünmeye çalışan, yetişkin bakış açısına sahip ve oldukça cesur bir karakter. Keza Simon’a baktığımızda biraz daha mistik, içine dönük ama aslında rasyonel düşünen oldukça bilge bir çocuk görüyoruz. Günümüz dünyasında da bol miktarda Jack gibi insan varken, bize düşen Piggy’nin Simon’un yolundan yürümek zannımca.

 

Filmle ilgili son temas etmek istediğim konu yukarıda da küçük bir referans verdiğim Tevrat’taki, Sineklerin Tanrısı kavramı. Filmdeki Sineklerin Tanrısı, insanoğlunun en ilkel adetlerinden olan bir kurban verme adeti sonucunda iki ucu sivriltilmiş bir kazıkla bizzat Jack tarafından toprağa çakılıp, canavara sunulan domuz kafasıdır. Bu kudretli sıfat kaynaklardaki ismiyle Baal ze bub,  tarihteki varlığına baktığımızda Hıristiyan kaynakların çoğunda şeytan kavramını karşılasa da demonolojik kaynaklarda cehennemi yöneten 9 düşmüş melek , 9 cehennem lordundan birisidir. Neil Gaiman’ın Sandman adlı çizgi roman serisinde de oldukça güzel işlenen Baa ze bub ayrıca ‘’7 Ölümcül Günah’’ içerisinde ‘’oburluğu’’ temsil etmektedir. Peki Golding esere neden bu ismi verdi diye soracak olursak da onun cevabını bize Piggy  veriyor aslında. ‘’Bizden başka canavar yok belki de’’ diyerek insanoğlunun en dip taraflarından olan vahşiliğinin, o içindeki kötülüğün semavi dinlerdeki bir cehennem lorduna benzeterek hem de…       

Yorumlar

Popüler Yayınlar